5 Kasım 2012 Pazartesi

lately

"beş yaş insanın en olgun çağıdır. sonra çürüme başlar."

hafif bi baş dönmesi. söylenenler ve söylenememişler -daha doğrusu zamanı geçtiği için hiç söylenemicek olanlar- arasında gidip gelmeler. normalleştirmesine normalleştiririm de, geçiştirmek durumunda kalmak canımı sıkıyor.

son zamanlardaki değişikliklerle beraber hayatıma giren yeniliklerden memnunum. "devlet"i görmek -bi o eksik kalmıştı-, sabahları uzuuun uzun yolculuk -bi kısmı modern sabahlar bi kısmı kitap okuımaca bi kısmı mahallede yürüyüş derken işe varana kadar 'gün başlayalı epey bi olmuş' hissinden hiç alcağımı beklemediğim bi haz almak-, iş çıkışı mahallenin cıvıl cıvıl keşmekeş haline uymak, bi de kızılaydan aktarmanın verdiği "şehir" hissi. üstüne de yeni şeyler okuyup öğrenmek, yazıp çizmek, konuşup danışmak; "işte şimdi başladık" gibi bir his veriyor.

bir de şunu fark ettim, istanbul'da "ankara" kafasıyla olmuyor. ankara'da planlamazsan bomboş kalıverirsin, istanbul'da ise ne zaman plan yapmayıp akışına bırakıyosun, o zaman tadı çıkıyor. ne zamanki şehrin dinamizmine akışkanlığına filan kendini bırakıyosun, işte o zaman orda olduğunu anlayıp mutlu oluyosun. tam anlatamadığım için o hep burun kıvırdığımız "ankara-istanbul" karşılaştırmalarından birine döndü ama buralar hep kendime not nasıl olsa. velhasıl, ankara duran istanbul akan bir şehir. bazen durmak, bazen da akmak güzel.

Hiç yorum yok: