16 Nisan 2013 Salı

pride and prejudice

bazen onu çok iyi tanıdığımı hissettirecek bir şeyler olduğunda, işte ne bilm sarhoş geçen bi konser ertesinde onu onaracak lafın ne olduğunu bilip işe yaramasını izlerken, veya çok sevdiğimden içimden onu şımartmak gelince tam da hoşuna gidecek şeyleri yapıp beklediğim tepkileri verdiğinde ve o zaman ona iyi baktığımı hissedip mutlu olduğumda, veya huysuzluğunu gözünden okuyup aynı yöne gidecek olmamıza rağmen "hadi sen yürü" diyip biraz yalnız kalsın diye onu önden yollamanın dinginliğinde, onunla sevişmenin yuvama dönmüş gibi hissettirmesinde, veya alakasız bi fotoğrafında birden gözlerinde benim bakışıma benzer bi bakış yakalayınca, veya yazdığı bi yazıda kendi üslubumu/sesimi sezer gibi olunca veya bu tip şeyleri kendimde gördüğümde, sinen huylar düşünme biçimleri veya daha basit daha günlük alışkanlıklarda işte.. içimi bir gurur sarıyo, güçleniyorum çoğalıyorum sanki.

benden sonra yazdıklarında, bana yazdıklarından parçalar gördüğümde çok kalbim kırılıyordu. halbuki hayatımda ondan kalan izler veya ondan önce de sonra da söylemeye devam ettiğim şeyler bende de var, ve bu patternler artık içinde ondan parçalar da taşıyor, bunun ayırdındayım da söylemeye devam ederken. ama onun söyledikleri farklı geliyor işte. sanki hiç nüfuz edememişim gibi. sanki bana anlattıklarını başkalarına da anlatmaya devam ediyor gibi. sanki, o zaten o sözü söylicekmiş de, karşısına kim çıksa ona söylicekmiş işte, tesadüfen ben çıkmışım o sırada ne bileyim benim ne olduğumun hiçbi önemi yok, saydamım görünmezim sanki, o kendi lafını söylemiş gitmiş, benden sonra da aynı lafları söylemeye devam ediyor. içinde ben yokmuşum ki zaten, gibi hissettirmişti. muhtemelen yanlış bi algı ama doğrusu neydi, hala göremiyorum. bunu ona anlatsaydım keşke.

Hiç yorum yok: