bu seneyi evdekilerle münasebetler açısından bi avantaj olarak görüyorum sonuç olarak. buraya gelmeden önce evdekilerle ilgili endişeliydim biraz. yani büyük bir değişiklik olacağını, ne bileyim birileriyle kopacağımı ya da tanınmaz hale gelecek kadar değişeceğimi filan düşünmüyordum. ama yine de işte insanın içinde bi korku oluyor "gözden ırak gönülden ırak" mantığıyla. buraya gelince bu korkunun burdaki herkeste biraz olduğunu gördüm, sonra zaman geçtikçe de bunun esasında yersiz olduğunu. ben belli bir tür özlemeye, karşılıklı değişimlere filan kendimi hazırlamıştım yani güya... geçen gün gürman'a da anlattım biraz, mesela tayfa toplaşmalarını, münazara grubuyla seyahatleri, birinin evi boş olunca sabaha kadar içmeyi, birinin doğumgünü diye akşam çıkıp içmeyi, sibel ankara'ya geldiğinde ilan edilen seferberlikleri, fasıl akşamlarını yani böyle fotoğraf çekmeye değer bulduğumuz "olay"ları özleyeceğimi biliyordum. hani ankara'dan gidince hayatımdan çıkacak olan şeyler diyince ilk bunlar geliyordu aklıma, o cafcaflı zamanlar yani. hatta panoma astığım fotoğraflar bile öyle: esin'in italya'dan geldiği ilk gün, lisenin son günü, karpuz peynir ekmek günü, efecanlardaki yılbaşı, üniversite ve lisenin mezuniyet törenleri, h2000, doğumgünüm, böyle adı olan günler yani. ama meğer esas özlenenler hiç de bu türden şeyler olmuyormuş. bilkent'te ders aralarında onurla uyuz uyuz iktisatın önünde takılmak, gürmanla pazar gününün en sıkıcı saatlerinde tunalı'da pineklemek, sonradan konusunu bile hatırlamayacağım geyik muhabbetleri, ışıkla eve yürümek, pazar sabahı evde pijamayla sitcom izlemenin miskinliği, sırf hem nargile hem bira olan tek yer diye kolibada saçma sapan müzikler dinleyip kötü nargile ve sulu bira içmek, yatağım, aegee tayfasıyla odtü'de takılmak, dersten çıkıp elçinlere gitmek, ethem'in odası, buluşunca ve ayrılırken sarılmak.. önceden özlenebilicek şeyler olabileceği aklıma bile gelmeyen şeyler, hatta "şey" olduklarını bile fark etmediğim şeyler. gerçekten abartmıyorum bunların her biri geçti aklımdan. geçsin diye beklenen, "bir şey yaşıyorum" diye farkına varılmayan zamanlar, fon müziği tadında hayatımı dolduran şeylermiş meğer.
sonra bir de türkiye'ye gitmek kısmı vardı. bu açıdan acaip şanslı hissediyorum, çünkü ister istemez bir süre gitmiş olmadan yaşanabilecek zamanlar diil. gidiyosun böyle, sınırlı zamanın yapacak çok şeyin var. herkesi çok özlemişsin, herkes seni çok özlemiş. herkesin ve her şeyin en güzel yönlerini ve hepsini bir arada yaşıyosun. ilgi maymunu oluyosun. 2 seferde de hem istanbul'a hem ankara'ya gittim, ikisinin de en güzel yerlerine. bir de tabi uzun bir süre görmemenin getirdiği bi etki de oluyo, "kavuşmak" kadar güzel bi şey yok. yani bu zevkleri normal zamanda yaşamak doğası gereği mümkün diil, çünkü bütün bunların altındaki esas sebep uzunca bir süre bunlardan mahrum kalmak oluyor. özleme hissi hepimizin çokça tattığı bi his, ama HER şeyi birden sürekli özlemek sonunda yaşanılan HER şeye kavuşma hissi bambaşkaymış. bir de tabi gitmeden önce heyecan var, bileti alana kadar bi belirsizlik, sonra gün sayma, sonra plan yapmaca, şunu da yapiyim buraya da gidiyim diye hayaller kurmaca kafada canlandırmaca. yani cidden, cennet varsa böyle bi şey olmalı. inanılmaz bi sevgi coşku mutluluk patlaması. yani gerçekten tarifsiz bi güzellik bütün bunlar.
bir de tabi buraya gelenler oldu. bunun iki yönü var, birincisi birisiyle herhangi bi yere tatile gitmekle aynı etki. gecen gündüzün beraber ve soyutlanmış bir ortamda geçiyo, normal zamandan daha eğlenceli şeyler yapıyosun filan. ikincisi daha çok benimle ilgili. şimdi buradaki hayatımda, buraya kadarki hayatımla ilgili hiçbir şey yok. mekanlar insanlar hayat biçimi vs tamamen farklı. o yüzden burası ve orası iki farklı dünya gibi geliyor biraz. en basitinden, ne buradaki insanları oradakileri anlatınca bi şey ifade ediyor, ne de tam tersi. buraya birilerinin gelmesi, benim için burayı daha "gerçek" kıldı, normal hayatımla bi bağlantısı olmasını sağladı. özellikle ilk aylarda hep böyle birilerinin gelmesinin hayalini kuruyordum, ne bilm evimi okulumu filan göstermek istiyordum böyle. bir de tabi ev sahibi psikolojisi var. işte burda kendi kendime bi şeyler becerdiğimi hissediyorum (mesela kabak yemeği yapmak?) istiyorum ki paylaşabileceğim birileri olsun, böyle bi heves işte.. yani o yüzden aynı kişilerle burda zaman geçirmekle ben türkiye'ye gittiğimde zaman geçirmek çok farklı şeylerdi birbirinden. bunlar da önceden kestiremediğim yeni hisler oldu benim için. (yoruldum, bu son paragraf baştan savma oldu biraz.)
velhasıl, evimi çok özledim.
sonra bir de türkiye'ye gitmek kısmı vardı. bu açıdan acaip şanslı hissediyorum, çünkü ister istemez bir süre gitmiş olmadan yaşanabilecek zamanlar diil. gidiyosun böyle, sınırlı zamanın yapacak çok şeyin var. herkesi çok özlemişsin, herkes seni çok özlemiş. herkesin ve her şeyin en güzel yönlerini ve hepsini bir arada yaşıyosun. ilgi maymunu oluyosun. 2 seferde de hem istanbul'a hem ankara'ya gittim, ikisinin de en güzel yerlerine. bir de tabi uzun bir süre görmemenin getirdiği bi etki de oluyo, "kavuşmak" kadar güzel bi şey yok. yani bu zevkleri normal zamanda yaşamak doğası gereği mümkün diil, çünkü bütün bunların altındaki esas sebep uzunca bir süre bunlardan mahrum kalmak oluyor. özleme hissi hepimizin çokça tattığı bi his, ama HER şeyi birden sürekli özlemek sonunda yaşanılan HER şeye kavuşma hissi bambaşkaymış. bir de tabi gitmeden önce heyecan var, bileti alana kadar bi belirsizlik, sonra gün sayma, sonra plan yapmaca, şunu da yapiyim buraya da gidiyim diye hayaller kurmaca kafada canlandırmaca. yani cidden, cennet varsa böyle bi şey olmalı. inanılmaz bi sevgi coşku mutluluk patlaması. yani gerçekten tarifsiz bi güzellik bütün bunlar.
bir de tabi buraya gelenler oldu. bunun iki yönü var, birincisi birisiyle herhangi bi yere tatile gitmekle aynı etki. gecen gündüzün beraber ve soyutlanmış bir ortamda geçiyo, normal zamandan daha eğlenceli şeyler yapıyosun filan. ikincisi daha çok benimle ilgili. şimdi buradaki hayatımda, buraya kadarki hayatımla ilgili hiçbir şey yok. mekanlar insanlar hayat biçimi vs tamamen farklı. o yüzden burası ve orası iki farklı dünya gibi geliyor biraz. en basitinden, ne buradaki insanları oradakileri anlatınca bi şey ifade ediyor, ne de tam tersi. buraya birilerinin gelmesi, benim için burayı daha "gerçek" kıldı, normal hayatımla bi bağlantısı olmasını sağladı. özellikle ilk aylarda hep böyle birilerinin gelmesinin hayalini kuruyordum, ne bilm evimi okulumu filan göstermek istiyordum böyle. bir de tabi ev sahibi psikolojisi var. işte burda kendi kendime bi şeyler becerdiğimi hissediyorum (mesela kabak yemeği yapmak?) istiyorum ki paylaşabileceğim birileri olsun, böyle bi heves işte.. yani o yüzden aynı kişilerle burda zaman geçirmekle ben türkiye'ye gittiğimde zaman geçirmek çok farklı şeylerdi birbirinden. bunlar da önceden kestiremediğim yeni hisler oldu benim için. (yoruldum, bu son paragraf baştan savma oldu biraz.)
velhasıl, evimi çok özledim.
2 yorum:
evin de seni ozledi.
ben de ozledim.
ben de ben de
Yorum Gönder