bi yandan tabi kendi geleceğimiz için çok endişeliyiz, bi çıkış yolu arıyoruz. bunun üzerine ışıkla tıp fakültesine başlıyoruz. hani biz de doktor olursak, işkenceden kurtuluruz diye. ama bu rejim değişikliğinden önce tıp fakültesine girmiş olan öğrenciler "mektepli" sayılırken, biz "alaylı" sayılıyoruz ve sürekli ayağımızı kaydırmaya çalışıyolar. ışıkta olan bitenin çok farkında diilmiş gibi bi hava var, ben ondan daa panik bi haldeyim. çok çalışıyoruz. sınıfta hocalar üstümüze geliyo sürekli, bi açığımızı yakalamaya çalışıyolar.
bu arada iğrenç yaşlı bi erkek doktor var. yaşlı ama çok sağlıklı görünüyo, çok dinç, böyle ucuz savaş filmlerindeki amerikan generallerine benziyo. beni kaçırmaya çalışıyo, tecavüz edicekmiş bana, çok korkuyorum. yakalıyo, kaçamıyorum, etrafta sadece "mektepli" öğrenciler var. adam arkadan boğazıma sarılıyo, ben öğrencilere yalvarıyorum. onlar, bana yardım ederlerse kendi hayatlarının kayacağını bildiklerinden, duymamaya çalışıyolar, kulaklarını tıkıyolar. sonra ben konuşup yalvardıkça ağlamaya başlıyolar, bikaç tanesi "nolur sus bizim de hayatımızı kaydırıcaksın" filan demeye başlıyo. ama sonunda bi tanesi dayanamayıp ikna oluyo ve beni kurtarıyo. kaçıyorum.
sonra bi gün derste ışıkı kaldırıyo bi kadın doktor, "sen ne mezunusun?" diye üsteliyo. ışık da, tıpla alakası olmadığı için dilbilim mezunu olduğunu söylemek istemiyo, fen edebiyat fakültesi diyo. "fen edebiyat fakültesinde hangi bölüm ama?" diyo kadın, ışık da "yani işte o fakültenin bütün mezunlarının diplomasında fen edebiyat yazıyo sonuçta." filan diye geçiştirmeye çalışıyo. "peki lisede mf miydiniz?" diye soruyo ikimize de, "evet" diye yalan söylüyoruz. o sırada benim sandalyem paltom filan düşüyo, onları kaldırmaya çalışırken bi kargaşa oluyo orda. kadın onun üzerine "ha anladım, siz yüz yapmaya çalışıyosunuz." diyo (yani yüzünüzün hatırlanmasına çalışıyosunuz, ünlü olmaya çalışıyosunuz filan gibi sanırım). hayır filan diyoruz, ders bitiyo o sırada, içimiz rahatlıyo.
tam çıkarken kadın doktorun yanında başka bi kadın doktor beliriyo, bana kağıda yazılmış numarasını veriyo. ışıkla yanyana olmamıza rağmen bana bakıp çok içten bi şekilde gülümseyerek "ihtiyacın olduğunda beni ara" diyo. sonra da "beni takip edin" diyo. çok ürküyorum, niye böyle davrandığını çözemiyorum. ama yine de takip ediyoruz, içimde gözlerine girdiğimize ve kurtulacağımıza dair, çok gerçekçi olmasa da çok güzel olduğu için inanmak istediğim bi umut var. etraf kalabalık, kadını koşar adım takip ederken o erkek doktorla çarpışıyoruz, hengamede yine elinden kurtuluyorum ama çok korkuyorum. geniş merdivenlerden çıkıyoruz, kadın iyice uzaklaşmış gözümüzden, biz de koşuyoruz, ben ışıktan 1-2 basamak öndeyim.
birden yanağıma ıslak sıcak bi şey sıçrıyo. ne olduğunu anlamak için elimi yanağıma sürüp bakıyorum, kan. ışıkı öldürüyolar. tam bunları anladığım sırada üzerime atlayıp kapşonumu geçiriyolar, dönüp ışıkın o halini görmiyim diye. direnmiyorum. iki kadın da merdivenin başında kötülük dolu gülümsemelerle bana bakıyolar. telefon numarasını veren, "arkanda biz varken, yüz yapmana ne gerek var." diyo. hiç itiraz filan etmiyorum, boş boş bakıyorum.
kanı gördüğüm anda her şeyi anlıyorum. kadının beni takip edin demesi bi tuzak bizi merdivene getirmek için. kadının numarayı bana verip, sadece bana bakarak konuşmasının da, ışıkın birkaç dakika sonra ölmüş olacağını bilmesinden dolayı olduğunu anlıyorum. ışıkla birbirimizi bırakmiycağımızı ve beraber kaçma planları yapıcağımızı bildiklerinden, beni sistemin parçası haline getirmek için onu öldürmeleri gerektiğini biliyolar. böylece ben tüm duygularımdan arınmış bi şekilde sisteme hizmet edebilir, çok parlak bi doktor olabilirmişim. öyle olacağını ben de biliyorum. ışık öldüğü anda, bundan sonra hayattan hiçbir beklentimin kalmayacağını, kaybedicek hiçbir şeyim olmadığını biliyorum.
o sırada nefessiz kalıp ağlayarak uyanıyorum.
böyle bi yandan dandik bruce lee filmlerindeki intikam yemini eden ölüm makinalarından esinlenilmiş, bi yandan ikinci dünya savaşı filmlerinden, bi yandan "kill bill"den ve benzerlerinden izler taşıyan, görsel kurgusal her türlü detayıyla tamamen aklımda, hala düşününce her bi yanımı dehşet duygusuyla dolduran, 1 ay önce gördüğüm bi rüya. unutmak istemediğim için yazdım.
4 yorum:
en güzeli de uyanında bu sahneyi görebilmek değil mi gamsem, onlar bilmez onlar bilmez. yumurtalık, öztur otel, dünya. onsekiztemmuzkibinyedi.
bilmez tabi. üzüm ve huzur :)
yalnız sen 1 gün 1 ay gibi geçti mesajı vermeye çalışmıyosan, azcık cetleg olmuşsun sanki :P
ben doktor çocuğu olarak önlük giyebiliyo muyum bu durumda? ona göre taraf alıcam da :P
hmm bizdensin sen bizdensin. ama biraz hainsin, mümkünse onlardan olup bize eziyet etmek istiyosun.
sistemin uşağı olma esin efendi!
Yorum Gönder